Felicia Sağnak: En çok hayalini kurduğum şey aile olmak
900

Kendini “Dobra, hırslı ve otokontrollüyüm” diye anlatıyor. Oyunculuk, hayattaki en büyük tutkusu. “Beni heyecanlandıran yegane şey” diyor. Moldova’da doğmuş, hem Rus kültürü hem Türk kültürünü yaşamış ve bunu zenginlik olarak görüyor. Kanal D’nin yeni dizisi ‘Kırık Hayatlar’da Ela karakterine hayat veren Felicia Sağnak’ı daha yakından tanımak istedik. Hem diziyi hem kendi hikayesini konuştuk. Oya Çınar / oya.cinar@posta.com.tr

Felicia, adını ilk duyduğumda “Ne değişik bir isim” demiştim. Sonra zaten Moldova doğumlu olduğunu öğrendim. Nasıl bir hikayen var?

Sürekli karşılaştığım bir tepki bu. (Gülüyor) İsmimi büyük anneannem veriyor. 80-90’ların meşhur şarkısı ‘Felicita’dan geliyor. Anlamı mutluluk… Annem Ukraynalı, babam İtalyan. Ben küçükken annemle babam ayrılıyor ve annem bir süre sonra Türk babamla tanışıp evleniyor. Sonrasında üvey babam, Türkiye’de daha iyi bir yaşam süreceğimi düşünerek, annemle burada yaşamamızı öneriyor ve İstanbul’a taşınıyoruz. Biyolojik babamla iletişimimiz olmadığından, daha çok üvey babam büyütüyor beni. Hatta soyadını veriyor. Altı yaşından beri Türkiye’deyim. Burada eğitim aldım.

AİLE İÇİNDE RUS KÜLTÜRÜ HAKİMDİ AMA DIŞARIDA TÜRK KÜLTÜRÜNE GÖRE YAŞADIM; BU, BİR ZENGİNLİK

Sık gidip geliyor musun doğduğun yere? Aradaki kültür farkı sana ne hissettiriyor?

Eskiden sıklıkla aile büyüklerini görmeye giderdik. Maalesef ki annemin ailesi vefat ettiğinden dolayı Moldova’yla eskiye kıyasla çok bir bağımız kalmadı. Kültür farkına gelince, evet bunun zorluğunu yaşadım. Aile içinde Rus kültürü hakimdi fakat arkadaşlarım ve çevremde Türk kültürüne göre yaşıyordum. Bazen yaşadığımız olaylara tepkilerimiz ve düşünce yapılarımız oldukça farklı olabiliyor. Ancak iki kültürün verdiği bakış açışı, davranış, tutum ve gelenekler sayesinde hayli zenginleştiğimi düşünüyorum.

Oyunculuğa nasıl başladın? Sana ne ifade ediyor?

Klasik, uzun boylu genç kızların çevrelerinden gelen “Mankenlik yapsana” yönlendirmeleriyle başladı hikayem. 14 yaşında modellik eğitimi almaya, defilelere ve fotoğraf çekimlerine başladım. Lisedeyken tiyatro gruplarına katılırdım ama modellik o kadar önemliydi ki benim için hiç aklıma gelmemişti oyunculuğu meslek olarak seçmek. Bazen dizi, film ve kliplerde model olarak çalışırdım.

Sonra?

Bir gün ajansta çalışan bir arkadaşım, ‘Organize İşler Sazan Sarmalı’ filmine gitmemi söyledi. Oradayken Yılmaz Erdoğan, Güven Kıraç gibi usta oyuncularla çalışmak beni daha da şevklendirdi ve hemen arkadaşıma beni model olarak değil de oyuncu olarak sunmasını söyledim. Böylece ‘Sen Anlat Karadeniz’, ‘Çakallarla Dans 5’ ve ‘Hekimoğlu’ gibi güzel projelerde çalışma fırsatı yakaladım. Böylelikle oyunculuğa olan aşkımın içimde iyice büyüdüğünü fark ettim. Gerçek hayattaki karakterleri hatta bazen hayali karakterleri binbir türlü duyguyla yaşayıp onlarla bağ kurmak o kadar zevkli ki…

Şimdi de Kırık Hayatlar’da Ela olarak karşımızdasın. Nasıl bir bağ kurdun Ela ile?

Ela, gücü seven bir karakter. Benim de hayattaki en büyük amaçlarımdan biri güçlü olmak. İkimiz de kendi ayaklarımız üzerinde durmayı seven, karşımızdaki insanların bizi kullanma ihtimaline karşı savunma mekanizması oluşturan bir yapıya sahibiz.

KIYAFETE PARA HARCARKEN BİN KERE DÜŞÜNÜRÜM

Ela, para harcamaya, gezmeye düşkün biri. Bu yanlarınız benziyor mu?

Ben, harcamaktan çok birikim yapmayı tercih ederim. Gezmeyi severim ama daha önce görmediğim yerlere şehirlere gitmek, başka ülkelerin kültürleriyle tanışmak, oraların lezzetlerini keşfetmek daha çok ilgimi çekiyor.

Lüks tanımın ne? Parayı neye harcarken düşünmez, neye harcarken iyi düşünürsün?

Bana göre lüks, insanın kendini mutlu eden maddi ve manevi olarak alabileceği şeylerdir. Lüksü genel anlamıyla maddiyat ağırlıklı tanımlarsak olmazsa olmazım diyemem. İnsanları, mekanları, eşyaları gereksiz gösterişli kılan bir sıfat olduğunu düşünüyorum. Kendime yatırım yapmak amaçlı kişisel zevklerim doğrultusunda harcadığım parayı çok sorgulamam ama kıyafet ve diğer eşyalara para harcarken bin kere düşünürüm.

Dizideki karakterin de tam tersi; samimiyetsiz, gösterişe meraklı hatta zaman zaman ‘kötü’ olabilen biri. Normal hayatta böyle biri sana ne hissettirir?

Koşarak uzaklaşırım. (Gülüyor) Bu tarz insanlar tehlikelidir. Neye nasıl tepki vereceklerini, ne düşündüklerini ve ne planladıklarını asla bilemezsiniz. Ama zorunlu olarak aynı ortamda bulunacaksam onu tanımaya, içinde ne yaşadığını, nasıl biri olduğunu anlamaya çalışırım.

BİRİNİN CANINI İSTEYEREK YAKMAK EN BÜYÜK KÖTÜLÜKTÜR

Kötülük tanımın ne? Bir insan, bir insana ne yaptığında buna “Büyük kötülük” dersin?

Karşındakinin bilerek ve isteyerek canını yakmaktır kötülük benim için. Biri, kıskançlığından, kötü niyetinden dolayı, karşısındakinin hayatına, canına, ekmeğine zarar vermeye çalışırsa bu en büyük kötülüktür bana göre. 

‘Kırık Hayatlar’ın izleyiciyle sıkı bir bağ kuracağını düşünüyor musun?

Pembe diziler, küçüklüğümüzden beri ilgimizi çeken diziler değil mi zaten. (Gülüyor) Aşk, dram, entrika, gerilim, sırlar… Yani yok yok. Ben güzel bir bağ oluşacağını düşünüyorum.

MERAKLI, DOBRA, HIRSLI VE OTOKONTROLLÜYÜM

Sana dönersek; Felicia nasıl biri? Kendini nasıl anlatırsın?

Meraklı, dobra, hırslı, otokontrollü bir yapım var.

Sevmediğin yanların var mı?

Bazen kafamda yaşayabilme potansiyelim olduğunu düşündüğüm birkaç olumsuz şeye daha fazla odaklanıp kötü senaryolar yazabiliyorum. Çıkabilecek bir soruna karşı sürekli tetikte olup plan yapmak çok yorucu bir hal. Umarım bir an önce bu özelliğimi değiştirebilirim.

“TÜM İLİŞKİLERİME MANTIĞIMLA YAKLAŞIRIM. BU, BELKİ DE DUYGUSAL OLARAK ZARAR GÖRMEMEK İÇİN ÖRDÜĞÜM BİR DUVARDIR”

Duygusal mısındır yoksa gerçekçi yanların mı ağır basar?

İlişkilerimin hepsine mantığımla yaklaşırım. Yaptığım hareketin, davranışın, sözün her zaman mantık yönü olmalı. Bu belki de benim duygusal açıdan zarar görmemek için ördüğüm bir duvardır. Sevdiğim insanlar için yapmayacağım şey yoktur tabii. Kararlarımı aklıma ve hislerime dayalı düşünerek hareket ederim.

Yaşadığın hayata, tüm sahip olduklarına bakınca, gördüğün şey sana ne düşündürüyor?

Hayatta o kadar çok sınav veriyoruz ki… Bazen plan yapmaktan kendimizi akışına bırakmayı unutuyoruz. Ne istediğini bilip, çok çalışınca yapamayacağımız hiçbir şey yok.

Geleceğe dair en çok arzu ettiğin, hayalini kurduğun şeyler neler?

Klasiktir ama en çok hayalini kurduğum şey aile kurmak. Hatta evlenip erken anne olmak istiyorum fakat “Hiç evlenmek istemiyorum” diyenler evleniyor genelde. Galiba totem değiştirmeliyim. (Gülüyor) İş hayatında arzu ettiğim ise; yurt dışında aksiyon filminde yer almak. Charlize Theron’la aynı projede olmak fena olmazdı mesela… 

ALDATMANIN AFFEDİLİR YANI OLAMAZ

Dizide Ela, nişanlısını aldatacak gibi bir his geçiriyor. Aldatmak ve aldatılmak üzerine ne söylersin?

Çoğu insan hayatında böyle bir duyguyla karşılaşmıştır. Birinin sana hissettiği duygulara karşılık, onun incineceğini bile bile ona zarar veriyorsan bu, o insanı aldatmaktır. Şartlar koşullar ne olursa olsun asla affedilir bir yanı olamaz. Birini kandırmak kolay fakat bunu yapan kişi, bu durumun sonuçlarına katlanmayı da göze almalıdır.

AŞK, SONU OLMAYAN BİR UÇURUM GİBİ…

Aşk sana ne ifade ediyor?

Aşk; gözlerini, aklını kapatan, sonu olmayan bir uçurum gibi geliyor.

Hayattaki en büyük tutkun ne ya da kim? 

Tutkuyla, aşkla bağlı olduğum şey tabii ki mesleğim. Beni her gün setteyken ya da eğitim alırken heyecanlandırabilen tek şey.